top of page
IMG-8077.jpg

MEKANLAR MI ÖNCE GELİR, HİSLER Mİ?

 

 

       Zamanın Kokusu” nu okurken aklıma şu soru düştü: “Mekanlar mı önce gelir, hisler mi?” Duygular mekanla beraber insan zihninde izler bırakır. Ancak aynı mekanlarla her insan farklı şekillerde ilişki kuruyor. Ruhsallığında farklı yansımalar elde ediyor. Belki de zaman ve mekana her ikisinin de akışkan olma hali üzerinden yaklaşılması daha doğru olabilir. Zamanın hızı, dinamiği ve geçiciliği, akışkan olduğunu anlamamız noktasında kolaylık sağlayabilir. Durağan ve sabit görünen mekan da aslında akışkandır. Ancak bu akışkanlık, zaman boyutunun mekana eklemlenmesi ile algılanabilir. Burada mekanın akışkanlığı için kastedilen şey mekansal sınırların ötesine geçilmesi halidir. Modern çağda zaman ve mekan iç içe geçmiş durumda. Tıpkı günümüzdeki zamansızlığımız, odaklanamama ve bir orada bir burada olma halimiz ile birleşmemiz gibi. Peki bu hal zamanın akışkanlığında nereye düşüyor? 

       Mekan da zaman gibi duyguların bir parçasıdır. Zaman ve mekan aynı katmanda paralel bir şekilde ilerliyor gibi görünse de ikisinin de merkezde olmadığı fikrine varabiliriz. Sanat bunlardan daha aşkın bir durumdur. Öyle ki “Suç ve Ceza”daki Sennaya Meydanı, Srednyaya Podyaçeskaya Caddesi hepimiz için evrensel olamazdı. İnsan duygusuyla ilişkilendirilebilen bir şey evrensel olabilir. 

 

       Sanat demişken çok sevdiğim bilge mimar Turgut Cansever güzel bir şehrin esasları için yaşadığımız mekanın ancak varlığımızla tecelli bulabileceğinden bahseder.

Görsel: Émile Schuffenecker- "The Road under the Trees" (1888)

bottom of page